Aylık Arşiv: Ocak 2012

kadın çorabı

sıkıntıdan gardrobumu düzenlerken siyah bir kadın çorabı teki buldum. tanımsız ve tarifsiz, öylece durmuş dolabın bir bölmesinde onca zaman. üstelik bu çorabın kime ait olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. kokladım biraz, tanıdığım hiçbir ayağın kokusunu andırmadı. şimdi tutup ben o çorap üzerine fetişist bir şiir yazsam, bunun sorumlusu kim olacak?  

 


soğan

düşündüm de; ne araknafobia ne bad trip ne de yapışkan bir yalnızlık… benim en büyük korkum: uzanıp bembeyaz güzelliğinden öptüğüm insanlara soğan kokmak!


her yer karanlık

uzun gecelerde upuzun yataklarda kısacık kalıyorum.
ve yarım… kendimi bütünlemek için durmadan yazıyorum.
sonra yazdıklarıma sövüp  sabahları uyanıyorum.
kendimi daha da yarım hissettiğim. evet!
siz sabahlara uyanırken ben sabahları uyanıyorum.
kendi içimde yaşıyor, binlerce kez ölüyorum ama yine de
uyanıp ihmal etmiyorum duvarlara günaydın demeyi.

- günaydın!


yaklaşık 15 saat

dün akşam noter huzurunda uyusaydım bu sabah belki de rekorlar kitabına girmiştim


anne ben akademik oldum

“yüksek lisans yüksek topukla, kimi zaman halüsinatif
çoğunlukla da aldatıcı etkisi sebebiyle benzeşir.”

 

i.
gün uyku maddesinden yapılma serseri bir düş gözlerimde
sabahlar bir telaşla maskülen insanlık üzerine doğan ilkel
gövdem. maskenin ardından sırıtan yüzde yakalayıp
alaycı bakışlarını, akış diyagramlarını sanal sistemlerin
ki onlardan birini ben geliştirdim ve jürim, inim inim
jürim kaygan, jürim ölüm öncesi sessizlik ve evet,
biraz gerginim.

- yani bildiğin takım elbise giydim. teorini doğrulayanlar var anne,
şık giyindiğimde italyan olduğumdan şüphe ediliyor
yüzümde god save ass döğmeleri, uzun saçlarımda bir kadının
iri, taştan yontulmuş ve dişlerimi üşüten göğüsleri
işlek kaldırımlarına koşuyorum havaalanı doğuran bir kentin.
onun tam karşısında çalışıyorum ben iki buçuk yıldır
dişlerimi biliyor, saçlarımı ve düşlerimi savuruyor ve birkaç küfür
geceleri evde dans bile ediyorum, mum ışığında ve yalnız.
çıldırıp odamın duvarlarından kendime gri zamanlar icat ediyorum.

y/önünü şaşıran van gogh şeklinde bir guguk kuşu
çarmıha geriyor kendini saat başı.

 

ii.
babam aradı ısrarla, defalarca sordu.
- nerede yapacaksın sunumu. uydu ve uzay bilimleri mi?
- hıhıı.

ben kendimi bir enstitüye ördüm -çok ters bir düz!-
eğilip çıkarsınlar diye beni sarhoş olduğum gecelerden.
ve hep bir parça hayvanlık besledim
uzlaşabilmek için ilkel benlerle ve onlarla devamlı surette
yüzleştim.

(hoşuma gidiyor çünkü tüm insanların altın pusula filmindeki gibi tıpkı
birer cine sahip olması. ben o hayvanı görmek istiyorum
ben o hayvanı masamda istiyorum!)

danışmanım da yaptığım çalışmaları masasında istiyor. çünkü
çaba boyasına batırılmış kariyerist düzlemde boğulsun içindi doğurduğum tez.
dedim ya geceleri biliyor dişlerimi ve usulcacık, simit gibi
süsleri dökülen memur sabahlarda;

bu yapılan çalışma sonucunda geliştirilen sistem, olası kullanıcılara
karar desteği sağlayabilen ve tüm proje verilerinin entegrasyonuna
olanak veren bütünleşik bir yapıdır

diye aktarıyorum  

evet baba uydu ve uzay bilimleri
evet tez diye sunduğum bir antitezdi.
çünkü hiçbir yönetim yoktur ki sorunlu olmasın
hiçbir insan yoktu ki yanımda, ipek gözleri içime aksın
mimiksiz yüzüm, uykusuzluktan şişmiş birer ceset gözlerim
ama yaşam var ya hala. satır başları yerli yerinde
mesela, bana henüz tanımadığım
tanışamadığım, rengini örneğin gözlerinin
bilemediğim, kestiremediğim sesini
bir doğa‘dan çiçekler geldi bugün.

tutup onlardan kendime, masmavi bir ses heykeli yarattım
her tınısında bir lethe, bir besili sevgi
sımsıkı sarılayım derken benden uzaklaşan her insan şimdi o
sımsıkı sarılacağım ne olur, ürkmesin kuzgunlar.

ben kedi ve köpekleri kalbime gömdüm. malzemem insan
ve çiçektir. yaşadığım an/lam, baktığım öz, mabedimdir.
kurgularım, anılarım var ve bir ailem. bu kentte yalnız olsam da,

tezden geçtim bugün
birkaç güzel insan vardı yanımda
ve birtakım sevgi makineleri içime ağdı telefonun ucunda


a.emre cengiz
16-17.01.12/eskişehir


yüksek lisans mezunu

bugün “yapı yönetiminde coğrafi bilgi sistemlerinin kullanılması” başlıklı tezimin sunumunu gerçekleştirdim. tezim, jüri üyeleri tarafından belirtilen birtakım düzenlemelerle birlikte kabul edildi. bu, yüksek lisans mezunu olduğum anlamına geliyormuş. fen bilimleri enstitüsü öyle diyor. zaten fen bilimleri enstitüsü ne derse ona inandım iki buçuk yıldır. 
hepsini bir tarafa koyarsak bugün, karşısına 10 tane antitez koyabileceğim ve gerçekte kendi başına da pekala bir antitez olabilen yüksek lisans tezimi, jüri onayından geçirdim. 
benim için büyük, çalıştığım alan için henüz küçük bir adım olan yüksek lisans tez sürecimde, bir tezin nasıl yönetilmeyeceğini öğrendim. bana getirdiği onca yükü bir kenara bırakırsak bu tecrübeyi edinmek için bile bu uğraşa değdiğini düşünüyorum.
son olarak bugün bana destek olan herkese teşekkürlerimi sunuyor, yüksek lisans diplomamı tripub’a bağışlayacağımı da belirtmek istiyorum. evet, gayet ciddiyim.

internet yazışmaları*

- ben kendime duyarlı olduğumda hep yanlış anlaşıldım mesela, ya da öyle zannettim. gerçekten kendim olabildiğim sıkıcılıkta ise insanların “sen şöylesin, böylesin” deyip benden uzaklaştıklarını fark ettim.

 

* bu aralar  internette arkadaşlarımla yaptığım görüşmeler, şiire açılan kapılarım. bu da şakir özüdoğru ile yazışmalarımızda benim tarafımdan açılan, kaşınan bir yara.

cevapsız çağrılar

hep cevapsız çağrılar… biraz da çağrısız cevaplara ihtiyacım var benim oysa.


bilimsel makale

kesin, keskin yargılarla türkiye’deki akademi ve bilim kavramlarını eleştiren biri olarak, akademik hayatımdaki ilk “bilimsel makale”nin yayımlandığını duyurmaktan mutluluk duyuyorum. şu bilimsellik mevzusunu isteyenle  istediği düzlemde tartışıp türkiye’de bilim ve akademiden eser olmadığı yönündeki savımı kendi makalem üzerinden destekleyebilirim. okumak isteyenler çalışmaya şu adresten ulaşabilirler:

http://www.teknolojikarastirmalar.com/frmDetayTR.aspx?IDDergi=6&IDIcerik=682


öyepee

dün, bu ülkede üniversitelerin özerk “bilim” yapıları olmak yerine herhangi bir devlet kurumu gibi (siyasi rant çerçevesinde şekillenmeleri bunun önemli bir delili değil mi zaten?) sıradan istihdam alanları olduğunu kanıtlayan öyp programına, dahası hiç bilmediğim bir kentin hiç görmediğim üniversitesine kadro başvurusunda bulundum. bir bok olacağından da değil ayrıca.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.