bence bunu kabul etmeliyiz artık: dürüst olmak diye bir şey yok. tüm insanlık, birbirimize karşı oynuyoruz.
Dün öğleden sonra Anadolu Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde, Haliç Atölyesi kapsamında Le Corbusier’in İstanbul’a bakışı ve Porsuk’un Eskişehir ile ilişkisini konu alan bir serginin açılışı yapıldı. Sergiyi düzenleyen mimarlık lisans öğrencileri tarafından işleri sergilemek üzere oluşturulan ve sergilenen işlerle birlikte enstalasyonun bir parçası olarak düşünülen sergi alanı, kabaca bir buçuk metrekarelik bir alan olduğundan, bu çalışmanın bir kompakt sergi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Kartpostalların örgü ipleriyle alanın tavanına asılmasıyla da, daracık alanda, adım dahi atamamasına rağmen onlarca “gösterilen”le karşılaşan katılımcılarda halüsinatif bir algıya yok açması amaçlanmış. Tıpkı yaşadığımız kentteki gibi sıkışık, nefes alamayan mekanlarda, izleyen gözlere yoğun bir görsel saldırı… Neyse ki iş görsel fetişizme vardırılmadan, özgün dijital kolaj ve tasarımlarla anlatılmak istenen kısaca özetlenmiş. Fakat yine de o gittikçe daralan dar alanda, Porsuk’un kentle ve/veya kentin Porsuk ile olan ilişkisizliğinden ziyade sürekli insanla beslenen İsmet İnönü Caddesi (nam-ı diğer Doktorlar Caddesi) konu alınsa, belki de tıpkı bir kentin çevre yolunu simgelercesine bırakılan giriş-çıkış aralığından bir an önce kaçıp kurtulmak isteyecek insan. Bu kenti ardına bile bakmadan terk etmek…
Çalışmalarda Eskişehir’e dair eleştirilerin dışında İstanbul’a ziyaretinde kente hayran olan ve İstanbul’un empresyonist bir algıyla gezilmesi gerektiğini vurgulayan İsviçre asıllı Fransız mimar Le Corbusier’in gözünden İstanbul da işlenmeye çalışılmış. Bu tema çerçevesinde düzenlenen işler, öznel bakışları barındırmasına karşın serginin kent teması içinde Le Corbusier’in belirsiz bir ara metin gibi kalmasına neden olmuş. Belki de tasarımlarıyla yakınlarda tanışan ve tarzına hayran olan biri olarak ben, Le Corbusier’in dar alanlara sığdırılamayacağı düşüncesinden hareketle kuruyorumdur bu cümleyi.
Öğrenciler dışında bölümün öğretim üyeleri tarafından da ilgi gösterilen kompakt sergi, daha farklı alanlarda genişletilerek ya da büsbütün daraltılarak gerçekleştirilmeye açık bir atölye çalışması olarak değerlendirilebilir. Serginin, Eskişehir özelinde bir “kent kültürsüzlüğü” gibi daha belirgin, keskin ve eleştirel bir tema çerçevesinde ele alındığında çeşitli okumalara, yorumlara ve belki de tartışmalara aracı olacağı kanısındayım. Sergi 16 Haziran’a kadar Anadolu Üniversitesi Mimarlık Bölümü 2.katta görülebilir.
siber gnosis 4.sayı çıktı. ilgilenenler haftaya bana ulaşsın. tanıtım metni aşağıda:
Çok yoğun, meşakkatli günler içerisinde Periferi ekibi yeni ve “sıkı” bir yeni Gnosis ile karşınızda.
Yeni sayı da karşı mimari sorgulamalarımız 20. Yüzyıl Avangardı’ndan iki önemli isim; Constant ve Matta ile devam ediyor. Gerçeklik Terörü’nün artçı sarsıntılarına ise Murat Germen içsel bir tercüman oldu. Sanat tarihimizde hafızayı yoklayacak yeni köşemizin ilk konuğu Sezer Tansuğ; 1972 yılında sermaye ve sanat ilişkisine bakıyor.
Ruhsal yakınlık duyduğumuz sergilere yer vermeye bu sayıda Fluxus 50 sergisi ile devam ediyoruz. J.G.Ballard’dan yayınımız peş peşe 3. Sayı olarak sürmekte. Bu sayının armağanı cins’ten çıkan S.E.T kelebekleri oldu. Ve yeni sayının kapak resmi ve tasarımı Nejat Satı’nın Amorti adlı tuval üzerine akrilik resmi oldu.
Siber Gnosis ilk 4 sayı ile bulunduğu koordinatsız alan ve arzuladığı düş ile ilgili sağlam ve istikrarlı bir temel oldu. Yeni sayılarda daha çağıl ve gündeliğe müdahale eden bir içerik ile karşınızda olacağız.
Metinler:
Yerelin Hasreti, Küreselin Reddi –Murat Germen
William Gibson ile Bilimkurgu, Beat Kuşağı ve Polisiye üzerine
Solar Anüs- Bataille
Sürrealist Eylemden Periferi’ye- Alper T. İnce
Başka Hayat İçin Başka Şehir- Constant
Psikolojik Şekilbilgisi- Matta
Ücret Karşılığı- Sezer Tansuğ
Fetişizmin Parçalı Ekonomisi- Rafet Arslan
Duru Düşçü: Helmut Newton- J.G.Ballard
Gerçekliği Kovmaya Yönelik Sürrealist Oyun Denemesi- Ayşe Özkan
Şiirler: Ela Dinçer, A. Emre Cengiz
Lirik Metinler: Yaprak Gözeker, Dilara Hançer
Görseller: Eric Bragg, Defter Kazıyıcılar Kooperatifi, Eda Gecikmez, Bill Howe, Nur Çelik, Dilara Hançer
Siber Gnosis, İstanbul da Taksim ve Kadıköy Mefisto da.
i.
todo sobre mi madre*
pedro almodovar‘ın 1999 yapımı filmi, oğlu (esteban) genç yaşta ölen bir annenin, aynı zamanda transeksüel bir babanın ironik hayatlarını yansıtıyor. senaryonun en vurucu metinleri, ölen gencin her zaman yanında taşıdığı defterinden akıyor belleğime:
dün gece annem gençliğinden bir fotoğraf gösterdi bana, yarısı yırtıktı. ona söylemek istemedim ama benim hayatım da aynı: yarısı yırtık… bu sabah çekmecelerine baktım ve bir tomar fotoğraf buldum. hepsinin yarısı yırtık. babam, zannedersem. onunla tanışmak istiyorum. annemi onun kim olduğunu umursamadığımı anlamaya ikna etmeye çalışıyorum ya da neye benzediğini ya da anneme nasıl davrandığını.
senaryosunu da kendisi yazdığı; kadınlara, annelere ve oyunculukta kadın olan erkeklere ithaf ettiği bu filminde almodovar, bir diyalogda, kadınlardan birisine şu cümleleri söyletecek kadar uç bir noktaya vardırmış kadınları anlama işini:
manuela: kadınlar yalnız kalmamak uğruna her şeyi yaparlar
rosa: kadınlar daha hoşgörülüdür, ama bu iyi
manuela: biz pislikleriz. biraz da lezbiyen.
ilk bakışta cinsiyetçi ve kadını aşağılayıcı görünen bu diyalog, kadına sert bir şekilde kendisini eleştirebilen, olgun bir karakter de kazandırıyor bana kalırsa. ayrıca kadınları, kendilerini erkeklik üzerinden değil, kendi var oluşları üzerinden kuran birer birey olarak görüyoruz. hatta bu durum, başroldeki erkek karakterin ölmesinden sonra yalnızca kadınların ve transeksüellerin oynadığı, erkeklerin çok az göründüğü sahnelerle belirginleşiyor.
esteban‘ın defterine dönelim tekrar. loş hastane koridorunda endişeli bir bekleyişe şu cümleler eşlik ediyor:
anneleriyle yalnız yaşayan çocukların değişik bir görünüşü vardır,olağandan daha ciddi,bir entellektüel ya da bir yazar gibi
kendimi ne bir entellektüel ne de bir yazar olarak görüyorum. ama itiraf etmeliyim ki: kadınlarla büyümüş, aslında hiç büyüyememiş bir erkek olarak bu cümlelerde kendimi buluyorum.
ii.
eski bahçe eski sevgi**
tezer özlü’nün; hayatını, hayatları, uykusuzluğu, çıldırışı, yolculuğu, cinselliği ve geceleri işlediği öyküleri, “yalnızlık en iyi neyle dizginlenebilir?” sorusuyla hırpalanmama neden oldu. başka birinin varlığı? yokluğu? intihar? kitapta geçen, beni kendimle kıskıvrak yakalayan şu cümle bir cevap olabilir belki:
Oturduğum masanın kenarında her gün kendime yeni yeni ölümler hazırlıyorum.
* annem hakkında her şey
**Tezer Özlü, Eski Bahçe Eski Sevgi, Öykü, 2011, YKY, 119 sayfa
gıcırtılı birer kapı gibi
kaşıyarak açıyorum ellerimdeki yaraları!
*çok yorgun ve uykusuzum günlerdir. biraz olsun dinlenmek için uyumayı denedim ama kaşınan yaralarım yüzünden uyku tutmadı. ben de kalkıp bu dizeleri karalayıverdim.
uzatmaya gerek yok, ben daha ücra 45′i okumaya fırsat bulamamışken ücra 46′yı buldum posta kutumda. sınırlı sayıda. edinmek isteyenler bir şekilde bana ulaşsınlar. içinde içindekiler var. onlar da şu şekilde imiş:
Mart-Nisan sayısının şairleri: İsmail Aslan, Melek Avcı, Salim Nacar, Ozan Yıldız, Ayşegül Tözeren, Şakir Özüdoğru, Servet Turan, İlkay Coşkun, Ercan Y. Yılmaz, Bülent Keçeli, Ümit Erdem, Murat Çelik…
Konuk görsel şair: Nico Vassilakis…
Rafet Arslan özgün bir denemeyle karşımızda…
Murat Üstübal, “İkinci Yeni’yi Aşmanın Öztürkçesi”ni yazdı…
Can Arp, Dadaköy yazılarında sorgulayıcı…
Bülent Keçeli, Ercan Y. Yılmaz’ın görsel şiirlerini açımlıyor Oku Oku Oku’da…
Sorgusualsiz’de Hakan Şarkdemir kendisine sorulan soruları yanıtlıyor..

10-13 mayıs tarihleri arasında eskişehir’de gerçekleştirilecek olan şiir festivalinin onur konuğu enis batur. 4 gün boyunca farklı temalarda ve farklı mekanlarda gerçekleştirilecek sergi, panel ve şiir okumalara ilgisiz kalmamak lazım. her ne kadar şiir dinlemekten çok sıkılsam da mümkün mertebe ben de orada bir yerlerde olacağım. eskişehir’deyseniz gelin siz de, kalabalık birer yalnızlık tasarlayalım her birimiz kendimize, kendiliklerimize.
festivalin duyuru metni de şu şekilde:
Eskişehir Tepebaşı Belediyesi’nin Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN ve Kültürlerarası Şiir ve Çeviri Akademisi’nin kurumsal desteğiyle gerçekleştirdiği 2.Uluslararası Eskişehir Şiir Buluşması 10- 13 Mayıs tarihleri arasında yapılacak. Haydar Ergülen’in genel direktörlüğünü yaptığı şiir buluşmasının açılışı 10 Mayıs Perşembe günü saat 19.00’da Özdilek Kültür ve Sanat Merkezi’nin bahçesinde (Kanatlı AVM arkası) gerçekleştirilecek. Aynı yerde El Yazısı Şiirler sergisi de açılacak. Eskişehir Tepebaşı Belediye Başkanı ve Festival Düzenleme Kurulu Başkanı Dt. Ahmet Ataç, Yunus Emre ile özdeşleşmiş Eskişehir’de uluslararası bir şiir festivali düzenlemenin sevinci içinde olduklarını belirterek, “Bu yıl, şiir buluşmasının ikincisini gerçekleştireceğiz. Böyle bir buluşmanın, Yunus Emre’nin şehri Eskişehir’e çok yakışacağı inancındayım. Bunu şiir severlerle paylaşmak, sevincimizi çoğaltacaktır. Sanatsever Eskişehirli hemşerilerimizi etkinliklerimize bekliyoruz” dedi.
BATUR, ONUR KONUĞU
Tepebaşı Belediyesi’ne ait Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’nde yapılacak şiir buluşması oturumlarına; Bulgaristan, Fas, Fransa, İspanya ve Polonya’dan şairlerle Türkiye’nin farklı illerinden ve Eskişehir’den de çok sayıda şair katılacak. Şiir buluşmasının bu yılki konuğu ise şair- yazar Enis Batur olacak.
OTURUMLAR VE ŞİİR OKUMALARI
Her yıl ‘Yunus Emre’ adına yapılacak bir oturumla başlayacak festivalin bu yılki oturumunda yazar- şair Metin Turan konuşacak. Aynı oturumda Yunus Emre’den şiirler de okunacak. Şiir Buluşması kapsamında; Yunus Emre oturumu, Enis Batur oturumu, Şiirimizde Genç Soluklar oturumu, Çocuk Şiiri oturumu, Yurt dışından ve ülkemizden şairlerin ayrı ayrı katılacağı Şiir ve Hayat konulu iki ayrı oturum, Şiirleri Kaldı adlı geçen yıl ölen şairlerin anıldığı bir oturum ile dört ayrı şiir okumaları gerçekleştirilecek.
Şiir Buluşması’na yurt dışından şu şairler katılacak: Kristin Dimitrova (Bulgaristan), Elzbieta Zechenter (Polonya), Pedro Enriquez Jimenez (İspanya), Muhammed Bennis (Fas), Timour MUHIDINE (Fransa).
Şiir Buluşması’na ülkemizden şu şairler katılacak: Betül Tarıman, Gonca Özmen, Gültekin Emre, Pelin Özer, Azad Ziya Eren, Tuna Kiremitçi, Ercan Yılmaz, Metin Fındıkçı, Nilüfer Altunkaya, Namık Kuyumcu, Şakir Özüdoğru, Baki Ayhan T., Erdoğan Ekiner, Merih Akoğul, Muzaffer Keten, Hüseyin Atlansoy, Metin Turan, Ekrem Budak, Emel İrtem, Kadriye Cesur ( çevirmen).
ÇOCUK OTURUMU
Onur konuğu Enis Batur’un ilkokulu okuduğu Dumlupınar İlköğretim Okulu’nda 11 Mayıs Cuma günü saat 10.00’da bir Çocuk Şiirleri oturumu gerçekleştirilecek. Yazar Erol Büyükmeriç’in yöneteceği oturumda şair Enis Batur ile şair Betül Tarıman konuşma yapacak. Öğrencilerde şiirler okuyacak.
YAZILIKAYA’DA ŞİİR OKUMASI
Eskişehir Şiir Festivali’nde Frig Vadisindeki Yazılıkaya anıtına gidilerek burada şiir okuması gerçekleştirilecek. Etkinlik için 13 Mayıs Pazar günü saat 10.00’da belirlenecek bir noktadan otobüslerle hareket edilecek.

istanbul’da, 7 tepeden birinden yazıyorum bu yazıyı. gerçeklik terörü başlıyor bugün. bu kozmik, kozmopolit bizans kentinde olanlarınız, bence kaçırmayın bu sergiyi. açılış 18.30, yer tophane, depo. oradayım. gelin, laflarız.

Periferi Kolektif; Yıkım/Destruction 2011 sergisinde açtığı tartışmayı Gerçeklik Terörü başlıklı yeni etkinliklerle büyütüyor. Rafet Arslan ve Alper T. İnce’nin koordine ettiği uluslararası katılımlı sergiler, Mayıs ayının başında Depo, Mars ve Asfalt Kadıköy’de açılıyor.
Geçtiğimiz yılın en çok ses getiren sergilerinden Yıkım/Destruction 2011’i oluşturan ekip; 17’si yurtdışından toplam 65 sanatçının katılımıyla; çok farklı disiplinlerden sanatçı ve yapıtları yine bağımsız, hamisiz, -sponsor-suz kolektif bir duruş ile yan yana getiriyor.
Gerçeklik Terörü; gerçeğe dair son kalıntıların gündelik hayattan silindiği bir dünyada sanat ve hayata karşı sorgulayıcı, şiirsel ve yıkıcı bir dil ve estetik oluşturmayı amaçlamaktadır. Sanat ile piyasanın, medya ve sansürün, politika ve pornografinin iç içe geçip oluşturdukları sahte gerçekliklere karşı bir varoluş mümkün mü?
Gerçeklik terörü”, güncel sanat pratiklerinin şiirsel yıkıcı üslubu ile sizleri inançlarınızı sorgulamaya, içinde yaşadığınız ve gerçek olarak varsaydığınız dünyayı yadırgatmaya ve tüm karamsarlığına rağmen yeni gerçekliklerin, yeni olasılıkların, başka dünyaların kapılarını aralamaya çağırıyor.
Yeni bilinç/insan için yeni bir dilin, estetiğin ve hatta evrimin tetiklenmesi, mutasyonun politikası!
http://gerceklikteroru.blogspot.com/
Sergi Künyesi:
Gerçeklik Terörü
4/26 Mayıs 2012-İstanbul
Genel Etkinlik Açılışı:
Depo/ 4 Mayıs 2012- 18:30
Sergi Açılışları:
Depo/4 Mayıs Cuma
Mars/4 Mayıs Cuma
Asfalt/9 Mayıs Çarşamba
Koordinatörler: Alper T. İnce& Rafet Arslan
Sanatçılar:
Ahmet Doğu İpek
Ahmet Şık
Alfred Dong
Ali Mete Sancaktaroğlu/defter kazıyıcılar kooperatifi
Alper Kırklar
Alper T. İnce
AltKomşu
Armanc Yıldız
Ayşe Özkan
Azra Deniz Okyay
Bahadır Yıldız
Burçak Konukman
Bülent Demirağ
Cecile Wesolowski
cins
Clement Cogitore
Deniz Beşer
Deniz Pireci
Dilara Akay
Dilara Hançer
Dina Goldstein
Dragos Badita
Dragos Platon
Eda Gecikmez
Elin Magnisson
Elsa Ledoux
Emine Çorduk
Emre Zeytinoğlu
Eric Bragg
Erol Eskici
Fahrettin Örenli
Ferhat Özgür
Fulya Çetin
Halil Vurucuoğlu
Hayali
Hüseyin Rüstemoğlu
Jana Brike
Johanna Reich
Karahan Kadırman
Kazım Şimşek
Komet
Leyla Emadi
Leyla Gediz
Maria Sundby
Mario Asef
Matt Hearing
Mehmet Çeper
Murat Germen
Nalan Yırtmaç
Nazan Azeri
Necla Rüzgar
Neil Coombs
Nejat Satı
Neus Peres
Nur Koçak
OnstOn
Orhan Cem Çetin
Özgür Öztürk
Özgür Yaşaroğlu
Pınar Öğrenci
Rad
Rafet Arslan
Serkan Yüksel
Simona da Poza
Yaprak Gözeker
Yeşim Akdeniz
Yeşim Şahin
Yudi Suhari
Yukiko Shimuzu
Wide
Zeynep Beler
Yazarlar:
Barış Acar
Fırat Arapoğlu
Murat Üstübal
hep bir duyumsamalar
sabahlara kadar oturmalar
uykusuz kalmalar
kuş cıvıltıları, kapı gıcırtıları
insan sevmeler
insan özlemeler
ama garipsemeler
çok garipsemeler
deli gibi çilek yemeler sonra
çilek yemek istemeler deli gibi sonra
ne bileyim, düşünmeler işte
bir bok varmış gibi düşünmeler
çıkmazlar, yardım çağrıları
güzel insanlar
güzel imdatlar
yerinde ikazlar
her biri yaşam destek üniteleri
yeni soluklar hepsi
işte çalışma taklitleri
sürekli ciddiymiş gibi durmalar
içten içe kesik kesik sırıtmalar
sanal muhabbetlerden
bir külliyat oluşturma çabaları
yazamamalar
“yaz ama”lar
duraksamalar
uzaklaşmalar
soyutlanmalar
çıldırışlar
sonra, 4 mayıs depo’da sergi
10-12 mayıs şiir festivali
bir de bakmışsın ki çatmış
akademik
laubalilikleri
ehlileştirme
sınavı
– yok abi, akademisyen olmaz bu adamdan!*
kehanetleri.
hepsi benim
bekleyip görecez
herkese iyi mayıslar
sanki bir şey güzelleşecekmiş gibi!
* orta sondaydım. nedenini anlamadığım bir şekilde bir deneme sınavından çok başarısız olmuştum. babam, bi bok olmaz senden demişti. yani öyle dememişti de senden adam olmaz demişti işte, aynı şey. bu cümle bana o cümleyi anımsatıyor. babamın kehaneti tutacak mı, çok merak ediyorum. buradan bakınca, şimdilik haklı görünüyor. ama dediğim gibi, bekleyip görecez.